herkes herşeyi inkar edebilir kabul etmeyebilir ama bu var olan yada bir zamanlar varolmuş gerçkleri değiştrmez çernobil,lazona ve daha birçok örnekkk gibi
Bir nükleer santralin normal çalışması esnasında çevreye yaydığı yada kaza sonucu ortaya çıkan radyasyon, canlılara besin ve solunum yoluyla geçer: Işınlama canlı hücrelere meydana getiren atomları ve molekülleri iyonize ederek yapılarını bozar, kansere yol açar. Nükleer santrallerin çevresinde yaşayanlarda kanser vakarlarında yüzde 400 artış, genetik mutasyonlar sonucu normal olmayan doğumlar, yaygın lösemi hastalıkları görülmüştür. Örneğin İngiliz Hükümeti, Sella Feield Nükleer Santrali’nde çalışanlara, lösemi oranları ile ilgili araştırma sonuçları ışığında, çocuk yapmamalarını önermiştir. Fransızlar ise reaktörlere 30 kilometre yakınlıkta oturanların kanser riskinin 0 kat arttığını tespit etmişlerdir. İspanya’da uranyum içeren reaktörlerin çevresinde oturanlarda lösemi riskinin artmış olduğu saptanmıştır.
Ve Lazona da bir köyde sessiz sessiz bahçesinde kimse duymasın diye toprağa oturmuş bir ağaca yaslamış sırtını. 75 yaşındaki bir anne, kanserden yitirdiği oğluna dere kenarında ıhlamur ağaçları altında babaannesi ve amcası ile yan yana yatan mezarlığında oğluna seslenir…
Ç aişi dudepe elapst’ik’are,verane doskuda cari do 3’ari,
E verane gzalepe muç’oşi bigzalare,oxori amafta do muç’o bincirare,
R ak’ani mele mezare gzalepe,mezari yani ini 3’arepe,
N osi imten himdora elap3’edaşi,e bere-şkimi arçkva ali kodomabi,
O xori ogune bereşi mezare,ee Tangri-şkimi ham derdi muç’o ebzdare,
B o mu it’unan bere-şkimi so igzali ma memaşkvi do mi nana u3’vare,
İ bgarasi çilambri ali celegiren aya gikosa çona,korbati go3’uneni domi3’vi ç’ami mekçare,
L imxona kebzda mç’ima moxtasen ini gauna ali dologak’orare do apiçi bibgarare,
İ ri memoz*isamsu bere megaşku do idu mendraşa,
D o ma varmişkit’u bereşi ğura mazira,kçe kefenite xe busva,
O k’obik’atat da do cumalepe xvala şuri memakaçen,
K anserite doğuru bere-şkimi apiçi bibgaraten,
A şkva guri vaz*isamsu leşk’vaşi oz*i3’inu mo o3’ertu,
N ana-skani meşkvaleri so idi e çona-şkimi,
S eri diyasu meftare iri incirasi mezarluği-skani,
E sk’iri mutu gorumi cari do 3’ari koni na ore yeri,
R ize do Art’aşeni mele dari domau esk’iri-şkimi,hak’uti derdi var emazden e SAİDİ-şkimi….
Yazı: Nejla Aytemiz
ve aslında kusarak ve sızılı anlatılmamalı lazca dili,
lazonada ki bir evdede anlatılmadı yukardakiler,
aslında lazona diye bir yerde yok.
Radyoaktif bir çekirdeğin aktivitesinin yarıya inmesi için gereken süreye “yarı ömür” denir. Radyoaktif bir maddenin 10 yarı ömürden sonra aktivitesinin sona erdiği söylenmektedir. Radyoaktif atıklar arasında bulunan Stronsiyum 90 ve Sezyum 137 gibi çekirdeklerin yarı ömrü 28 ve 30 yıldır. Plütonyumun ise 24 bin yıl. Bu durumda bir plütonyum stokunun aktivitesinin pratik olarak sona ermesi için aradan tam 240 bin yıl geçmesi gerekir. Dünyada nükleer santraller çalışmakta ve sürekli atık üretmektedir. Ve hala emperyalist silah sanayinin plütonyum ihtiyacı vardır. Şimdilik hiçbir insan tasarımını nükleer atık sorununu çözmediği bilinmektedir. Ne radyoaktivite ne de emperyalizmin agresif yapısı değişmeyecektir. İhtiyaç ortadadır.
Dünya nükleer enerjinin korkunç yüzüyle 1986 nisanının sonlarında tanıştı.
26 nisan günü, saat 01.24’te Sovyet topraklarında meydana gelen nükleer facia ardında günümüze kadar uzanan bir yıkım bıraktı.
Çernobil nükleer santralinin 4 numaralı reaktöründe yapılan ve reaktörün zayıf güvenlik sistemlerine meydan okuyan bir deney, santral çalışanlarının da ihmaliyle 'yüzyılın felaketi’ne dönüştü.
Milyonların kaderini değiştiren kaza sonucu, Hiroşima ve Nagasaki'ye atılan atom bombalarının yaklaşık 200 katı kadar radyoaktif madde atmosfere salındı.
BM raporu 'örtbas' mı?
BM Kalkınma Programı yetkilileri, BM'nin elindeki verilere göre Çernobil santralındaki patlamanın bugüne dek 47'si kurtarma görevlisi ve 9’u çocuk 56 kişinin ölümüne neden olduğunu belirtiyor. Greenpeace ise raporu ‘utanç verici bir örtbas operasyonu’ olarak nitelendiriyor.
Norveç çevreci kuruluşu Bellona da raporun, kazadan sonra yangını söndürmek için gönderilen onbinlerce 'temizleyiciyi' hesaplamadığını bildiriyor.
Geriye kalan ve sıvılaştırıldığı için 200.000 defa daha fazla hacim kaplayan bilyonlarca metreküplük, yüksek seviyeli sıvılaştırılmış radyoaktif atıkların da çelik tanklarda çevreden binlerce yıl yalıtılması gerekmektedir. Nükleer santrallerdeki asıl sorun işte budur. Çünkü bu çelik tanklar 10-15 yıl içerisinde yüksek düzeyli, asidik ve sürekli radyoaktif ışınım sonucunda çatlar. ABD’de Hanford Nükleer kompleksinde olduğu gibi çevreye sızarak,su ve besin zincirine katılır. Bazen de 1957’de ve 1993’de Rusya’da Çhelyabinsk ve Tomsk-7 nükleer komplekslerinde olduğu gibi patlar. Aynı nedenlerden dolayı son dönemlerde en güvenli yöntem olarak görüldüğünden jeolojik depolama için camlaştırılan atıkların da belli bir süre sonra, mikroskobik çatlaklar yaptığı ve camın yapısını bozarak çevrede sızıntıya neden olduğu İsveç’teki uygulamalar sonucu ortaya çıkmıştır.
Nükleer santrallerde yakıt olarak radyoaktif elementler kullanılır. Normal olarak 3-5 yıllık bir işletmeden sonra, kullanılmış yakıt çubuklarının reaktörden çıkarılarak yeniden işletme tesisine gitmeden santrallerin civarındaki havuzlarda veya göllerde soğutulması gerekmektedir. Bu tonlarca kullanılmış yakıt çubuğu, reaktörlerin normal çalışma sürelerince devam eden nükleer reaksiyonlar sonucunda ortaya çıkan ve bozunma ömürleri yüzlerce yıl olan binlerce yeni radyoaktif izotop içerir. Yani reaktörden çıkarıldıktan sonra yaklaşık 1 milyon defa daha fazla radyoaktiftir. Ve hala oluşan yeni izotopların radyoaktif bozunmalarından ötürü ısı üretmektedirler. Bu yakıtlar içindeki en önemli yeni izotop ise yakıt çubuklarındaki uranyum 238'den nötron bombardımanı sonunda yaratılan plütonyum 239’dur. Plütonyum 239’un diğer atıklardan ayrıştırılması için tonlarca yakıt çubuğu yeterli derecede soğutulduktan sonra yeniden işleme tesislerine gönderilerek nitrik asitte çözdürülür.
tümüyle dışa bağımlı, atıklarının saklanması sorunu olan, kurulması ve işletilmesi gibi sökülmesi de yüksek maliyet içeren ve bu nedenle de pahalı olan işletmelerdir nükleer santraller. Kazalarda yaşanan nükleer sızıntı bir yana nükleer atıkların saklanması ve imhası sorunu 50 yıldır çözülememiştir. Aslında atık sorunu santral aşamasından önce de gündemdedir. Bir kilogram yakıt elde etmek için 5 yüz ile 5 bin kilo radyoaktif kayanın yeryüzüne çıkarılıp işlenmesi gerekir. Yani daha uranyumun madenlerden çıkarılması ve zenginleştirilmesi sırasında radyoaktif atıklar üretilmeye başlanır. Nükleer santrallerde ise, enerji üretiminde kullanılan uranyum zamanla fakirleştiğinden yenisiyle değiştirilir. Bu sirkülasyon başlı başına kirlilik üretir.